Atölye Eğitimleri ve Atölye Topluluğu Neden Diğerlerinden Farklı?

Herkese merhaba dostlar.

Normaldir, bir eğitim alırken, bir topluluğa katılırken, bir sürece dahil olurken, hele ki cebinizden bir para çıkacaksa, öncesinde o topluluğu, o eğitimi, o eğitmeni görmek, tanımak, izlemek istersiniz. O ortamın, o eğitimin, o eğitmenin diğerlerinden ne farkı olduğunu anlamak, ona göre para yatırmak istersiniz.

Beyniniz ve psikolojiniz yatırdığınız paranın karşılığını aldığınızı/alacağınızı bilmek ister, “boşa para harcıyorsun” hissiyatı insanı rahatsız eder, moral bozar, hele ki geçim sıkıntısının tavan olduğu şu ekonomik ortamda keyif kaçırır.

O yüzden tüketici, her neyi tüketirse tüketsin, ince eleyip sık dokumalıdır, paranın ederini almalıdır, emeğinin, eforunun, ayıracağı zamanın, maddiyatın ve maneviyatın karşılığını görmelidir, iyi hissetmelidir.

İşte tam da bu yüzden, ara ara bazı arkadaşlar, Atölyeye girmeden önce bana mesaj yazıyorlar ve diyorlar ki, “neden Atölye’nin diğer eğitimlerden ve sizin diğer eğitimcilerden/traderlardan farklı olduğunuzu düşünelim?”.

Yani aslında şu soruluyor: “ben bu parayı X bir adama ve X bir eğitime değil de, neden sana yatırayım? Karşılığında beni diğerlerinden farklı olarak ne bekliyor? Diğerlerinden farklı olarak neyi elde edeceğim?

Yani, kişi ikna edilmek istiyor, psikolojisine ve beynine “ben bu eğitime şu kadar para verdim ama, karşılığında da bak bunu alacağım, beni rahatsız edip, dürtüp durma” diyebilmek istiyor.

İşte dün, bir arkadaşım bir mesaj atmış, demiş ki “hocam ben öğrenciyim, eğitimleriniz çok değerlidir mutlaka ancak benim bütçemin üstünde, bir şekilde bu parayı toplayabilirim ama size ve bu eğitime bu parayı yatırdığımda pişman olmaktan korkuyorum, ya istediğim gibi olmazsa, ya beklediğimi elde edemezsem, ya ilerleyemezsem, ya değmezse?”

Bu soru, hele ki bir öğrenciden geliyorsa dünyanın en mantıklı sorusu. Hatta, bu soruyu sorabilen, bu özgüveni gösterebilen, bu araştırmacı-karşılaştırmacı tavrı sergileyebilen öğrencinin ileride hayatın birçok alanında diğerlerinden bir adım ileride yürüyeceğini düşünüyorum. O ayrı konu tabi, ama bu öğrenci arkadaşımızın bu sorusuna verdiğim cevabı da sizlerle paylaşmak istiyorum.

Şimdi, şunun altını çizmek gerekir ki, Atölye aslında bir Trading Okulu. Yani oraya girip, bir şeyler öğrenip, kendi ayaklarınızın üzerinde durup, sonrasında mezun oluyorsunuz. Pek tabi ki, bir şeyler öğrenirken önce öğreticinizi, öğretmeninizi, hocanızı (yani beni) taklit ediyorsunuz.

Bir şeyi öğrenmenin ilk adımı çoğu zaman taklittir. Hocanızın sistemini, duruşunu, piyasaya bakışını, yaptıklarını taklit ederek başlarsınız öğrenmeye. Sonrasında ise duruş aşamasına geçilir ve kişi artık eğitimcisinden ayrılır, yeni bir yola girer, kendi özgürlüğüne kavuşur.

Çoğu diğer eğitimde, çoğu diğer “eğitimciyle”, çoğu diğer toplulukla da belki para kazanırsınız, belki çok para kazanırsınız, belki grupla hareket edip bazı tavanlar yakalarsınız, belki coşkuyla 5-6 tavandan %50-%60 alırsınız.

Ancak işiniz o topluluk dağılınca, o üstadın o toplulukla işi bitince, o operasyon sonlanınca, o eğitimcinin keyfi isteyince BİTER.

Kendi ayaklarınızın üstünde durmayı öğrenemediğiniz için, hem eğitimciye, hem üstada, hem topluluğa bağlı halde hayatınıza devam ettiğiniz için, onlar gidince siz bitersiniz.

ANCAK BURADA, ATÖLYE’DE SİZ KENDİ AYAKLARINIZIN ÜSTÜNDE DURMAYI ÖĞRENİYORSUNUZ.

Kimseye muhtaç olmadan, kendi sisteminizi kurup, kendi setuplarınızı bulup, kendi risk yönetiminizle, ufak ufak kaybedip büyük kazanmayı öğreniyorsunuz, buradaki eğitim bitince ve siz okuldan mezun olunca KİMSEYE MUHTAÇ OLMAYACAK HALE GELİYORSUNUZ.

Artık bir Trader olarak, bir eğitimci olarak, bir borsacı olarak benim burada, sizin yanınızda, toplulukta olmam veya olmamam önemli değil veya sizin bu toplulukta olmanız veya olmamanız önemli değil. Siz kendi ayaklarınızın üstünde durabilen PROFESYONEL, BAĞIMSIZ TRADERLAR olarak yetişiyorsunuz.

Bu ikisi arasında ciddi bir fark vardır. Bir tarafta sürekli annesinden süt emmek zorunda olan kuzular varken, diğer tarafta artık kendi besinini bulabilen, kendi karnını doyurabilen koçlar vardır. Bir tarafta bir yerden bir yere gitmek için sürekli şöför bekleyen birisi varken, diğer tarafta kendi arabasını kendi kullanabilen, kimseye muhtaç olmadan seyahat edebilen özgür birisi vardır. Bir tarafta yemek yapmayı hiç bilmeyen ve parası olmadığında aç kalan biri varken, diğer tarafta kendi yemeklerini kendi yapabilen aşçılar vardır.

O yüzden, bu iki ortamın, bu iki tavrın farkı önemlidir, anlaşılması zaruridir.

Ha siz ilkini tercih edebilirsiniz, o kimsenin meselesi değildir, sorgulanamaz, kişi kendi kararlarını verir, kendi bacağından asılır, o ayrı. Ancak ilkini tercih edecekseniz bile, en azından ikisi arasındaki farkı bilerek tercih edin ki, ileride piyasada yalnız kaldığınızda ve “hadi bakalım koç, görelim neler öğrenmişsin” dediklerinde “neden başarısız oldum?” sorusunun cevabı dimağınızda bir yerlerde olsun.

Saygılar, sevgiler efendim.

Print Friendly, PDF & Email
Yazılarımı Aşağıdaki Butonları Kullanarak Arkadaşlarınızla Paylaşabilirsiniz:

Yazar: Borsanın İzinden

Diğer Yazıları

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir