Trade PsikolojisiTüm Yazılarım

Bir Trader Neden Zarar Etmeyi Kendine Yediremez?

Şimdi Borsa İstanbul’da hafif hafif tepe oluşumu sinyalleri veriliyor ya, hatta çoğu BIST30 kağıdının son mumları kırmızılaştı ve tepeden %5-8 arası düşüş gördük ya,

Moraller yeniden bozulmaya başladı, kafalar karışmaya, “neden yine böyle oluyor” diye sorular sorulmaya başladı.

Bir şey olduğu yok esasen, piyasa 3-3.5 aydır kesintisiz vermiş olduğu hizmetin bedelini alıyor, ancak gel de anlat anlatabilirsen.

Finansal piyasalarda çoğunluğun kabul edemediği neredeyse tek bir şey var, o da “parasal kayıp”.

İnsan psikolojisi bu maddi kaybı inkar etmenin binlerce farklı yolunu bir şekilde buluyor.

Mesela zararlı pozisyonda bekliyor veya fiyatın tekrar yukarı dönmesi için çaresizce dua ediyor ya da aşağılardan bir yerden paçal yapıyor veya gidip başka bir üründe daha yüksek büyüklükte yeni poz açıyor.

Yöntem değişiyor ama mekanizma aslında aynı, kişi GERÇEKLİĞİ ERTELİYOR.

Mark Douglas’ın bu konuda harika bir cümlesi var, şöyle diyor:

“En çok şaşırdığım şey şudur, şu ana kadar Trade işinin bir olasılıklar bilimi olduğuna gönülden inanan onlarca Trader tanıdım, ancak o olasılıklar içerisinde “para kaybetmenin” de olduğunu bir türlü kendilerine yediremiyorlar. Ne kadar ironik”

Oysa etkin, yetkin, başarılı bir Trader için formül tam tersidir. Kaybı kabul etmek, onu yönetmek, onunla birlikte yaşamak en önemli başarıdır.

Defteri kapatmayı bilmek, kesilen faturanın bir hizmet bedeli, bir risk primi olduğunu idrak etmek, bu parayı ödeyip bir sonraki işleme nötr bir zihinle dönmek en önemli kuraldır.

Çoğu trader bunu sürdürülebilir bir şekilde yapamaz, sorunun teknik değil psikolojik olduğunu kabul etmeyen hele, hiç yapamaz.

Peki bir trader, bir borsacı neden bu kaybı kabul edemez?

Biraz ondan bahsedeyim.

Bunun iki temel sebebi var,

  1. İşlem stratejiniz için neyin “normal” olduğunu bilmiyor olabilirsiniz.
  2. Kayba olması gerektiğinden daha fazla anlam yüklüyor olabilirsiniz.

İlkinde eksik olan şey istatistiktir, ikincisinde eksik olan şey psikolojiktir.

Örnek vereyim, bir sistem kurdunuz ve bu sistemde win rate’iniz (kazanma oranınız) %45. Yani her 100 işlemin 45’inde pozitif çıktı alıyorsunuz.

Böyle bir istatistikte 100 işlemin 55 tanesinin size para kaybettirmesi istatistiksel olarak normaldir (frekansı seyrektir, çok nadirdir, ama normaldir)

Ama siz eğer bunu bilmezseniz, win rate oranınıza hakim değilseniz, backtest yapmadıysanız, sahanın tozunu yeterince yutmadıysanız bunun “normal” olduğunu bilemezsiniz, belli bir miktar kayıp sonrası artık “işler boka saracak” gibi hissetmeye başlarsınız, oysa bu çoğu zaman rastgele bir dağılım, yani siz yeterince dayanırsanız, kazanç serisi de başlayacak, ancak sistemde bunu bilip, kasayı ve kafayı buna göre dağıtamazsanız, bu kazanç serisine ulaşamıyorsunuz.

Şimdi gelelim ikinci meseleye ki o çok daha tehlikeli.

Kaybı yalnızca parasal bir sonuç olarak değil, bireysel, kişisel bir yetersizlik kanıtı olarak yorumlamaya başlıyorsunuz. Böylece artık savaştığınız şey piyasa değil, sizin kendi “yetersizliğiniz” oluyor.

Tırnak içerisinde yazdım çünkü çoğu zaman aslında yetersiz değilsiniz, sadece kaybı çok fazla kişisel alıyorsunuz.

Burada Epiktetos’un bir cümlesini sıkıştırayım araya, buraya da çok iyi uyuyor, diyor ki;

“Seni üzen şey olaylar değil aslında, olaylara yüklediğin anlamlar”

Burada da baktığınızda kaybın kendisi nötrdür aslında.  Evet sana bir miktar para kaybettirebilir, evet moralini bozabilir ancak toplam dağılım içerisinde kayıplar kaçabileceğiniz şeyler değil, kaçamıyorsanız o zaman yapabileceğiniz en iyi şey onları yönetmektir.

Siz bunu yapamaz da, gidip “ben başarısızım” derseniz, mevzuyu kişisel alırsanız, özgüveniniz de sarsılmaya başlar. Mesele “borsa” olmaktan çıkar, sizin “yetersizliğiniz” olmaya başlar (yine tırnak içinde, dikkat edin, çünkü aslında öyle bir şey yok)

Böylece aslında kendi egonuzun topuklarına sıkmış olursunuz, egonuz tehdit hissettiğinde ise kendini savunmaya geçer.

Kontrolü geri kazanmak için zorla işlem açarsınız, işi aceleye getirir, kontrol edemeyeceğiniz kadar büyük paralarla içeri tekrar girersiniz.

Ya da haklı olduğunuzu kanıtlamak için zararda uzun süre beklersiniz, intikam işlemi alırsınız, aşırı analizle overtrading yaparsınız vesaire.

Bunu yapa yapa artık piyasayı değil kendi egonuzu yönetmeye başlarsınız, bu bence en tehlikelisidir.

Hani bir filozofun (aklıma gelmedi şimdi sözün sahibi) bir cümlesi var ya, “canavarla savaşan kişi, kendisinin de bir canavara dönüşmemesine dikkat etmelidir”

İşte eğer bu kaybı normalleştirip, onunla yaşamaya çalışmazsanız, onu yönetmeyi ve kabul etmeyi öğrenmezseniz piyasayla savaşırken kendi egonuza dönüşürsünüz, tüm süreç de egonuzun süreci olur.

Kısa bir tweet yazarım diye başladım, yine uzadı, şöyle özetleyeyim:

Sürdürülebilir trading’in emrkezinde şu ayrım vardır:

“ben kimim?” ve “son işlemim ne sonuç verdi?”

Eğer bu iki soruyu birbirine karıştırıyorsanız, disiplini sağlamanız mümkün değildir. Çünkü birini kontrol edebilecekken, diğerini kontrol edemezsiniz.

Ne demeye çalışıyorum?

Piyasa tahmin edilemez, işlemlerin sonucu kontrol edilemez, demek ki ona çok müdahale edemezsiniz ve sonuçlara ve çıktılara üzülmemeniz gerekir.

Halbuki kendinizi, sisteminizi, karar sürecinizi ve çıktıya verdiğiniz tepkiyi kontrol edebilirsiniz.

O zaman kimliğinizi “kazançlı işlem” üzerine değil, “doğru karar” üzerine inşa etmelisiniz.

Marcus Aurelius şöyle diyor:

“Eylemin doğruysa, sonuç seni rahatsız etmemeli”

Biz traderlar olarak üzerinde çalıştığımız ve başarılı olduğunu gördüğümüz sistemi sorgusuz sualsiz, en azından canlıda anlamlı veri üretene kadar uygulamakla mükellefiz, gerisi piyasanın bileceği iştir.

Sevgili dostlar, Borsanın İzinden ekibi olarak size bir duyurumuz var.

Kripto para ekosistemine olan ilgiyi desteklemek ve bu dinamik dünyada güvenilir bir rehber olmak için yeni başlayanlardan deneyimli yatırımcılar kadar herkese değer katacak anlaşılır ve uygulanabilir bilgileri paylaştığımız Borsanın İzinden Kripto’ya hemen göz atabilirsiniz!

Ibrahim Babadagi

1984 yılında İzmir'de doğdum. Ege Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünden mezun olduktan sonra, çeşitli firmalarda satış yöneticiliği yaptım. 2009'dan beri finansal piyasalarda trading ile ilgiliyim.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu