Aklımın Akışı – Sayı 8 – Hedefler ve Sistemler

%title

Tarayıcıda görüntüle
Aklımın Akışı
Herkese merhaba. Ben İbrahim Babadağı. Borsanın İzinden‘in kurucusu.

Sizlere her hafta düzenli olarak göndermeyi planladığım “Aklımın Akışı” bülteninin sekizinci sayısını okuyorsunuz. Umarım bu bültenle hafta sonunuza keyifli bir kaç dakika ekleyebilirim. İyi okumalar dilerim.

Bir Öneri: Bildiğiniz gibi, her hafta bültene bir de Müzik bölümü ekliyorum, eğer daha keyifli bir okuma olsun isterseniz, önce Müzik bölümünü okuyup, önerdiğim şarkıları arka planda açarak bülteni okuyabilirsiniz.

Anlatacaklarım

Hedefler Ulaşılınca Kendini İmha Eder, Sistemler ise Ölümsüzdür

Kapitalizmin tasarladığı ve tabi ki dayattığı yeni toplumda belki de üzerimizde en büyük baskıyı “sonuçlar” konusunda yiyoruz.

İnsana dair hemen hemen her şey acil bir sonuç isteğiyle baskılanıyor.

Üstlendiğimiz her proje hızlıca sonuca ulaşmalı, Trading’de acilen para kazanmalıyız, acilen bir üst pozisyona geçip gelir seviyemizi arttırmalıyız, genel kurulun istediği rapor acilen hazırlanmalı, şirketin yeni çıkarttığı ürün acilen raflara doldurumalı ve satışa dönmeli.

Sonuca ulaşmadaki bu acelecilik” aslında tüm hayatı ve hayatın tüm detaylarını hızlandırılmış, fast-forward’a alınmış şekilde yaşamamıza yol açıyor. 

YouTube’da X2 ile video izliyoruz gibi yaşıyoruz hayatı. 

Bitirmeye odaklı, sonuca ulaşmaya ve sonucu ilgililere sunmaya odaklı bir hayat sürüyoruz.

Bu hızlandırılmış hayatın, (genelde) diğerlerinin istediği sonuçları üretebilmesi için, kendi otokontrolümüzde, kendimize sürekli hedefler koyuyoruz, “1 ay içerisinde Trading’de yüzde bilmemkaç kazanacağım” / “üstlendiğim projeyi 2 ay içerisinde tamamlayacağım” / “benden istenen işleri saat 5’e kadar bitireceğim” vesaire.

Eğer bu hedefler tutmazsa, hedefleri ileri atıyoruz ancak hedef koymaktan da geri kalmıyoruz. Üstelik “bu hedefler neden tutmuyor” veya “bu hedeflerin bana katma değeri nedir?” diye sormaya da üşeniyoruz. Çünkü hayatın bu kısmını da otokontrolle, düşünmeden, robotlaşarak yaşıyoruz. 

Gerekirse 6 kez hedef koyuyoruz, çünkü hedef koymak en kolayı. İşin en zor kısmıyla ise, yüzleşmekten çekiniyoruz. Çünkü bu hoşumuza gitmeyecek, yeniden düşünmek ve yeniden tasarlamak zorunda kalacağız. Halbuki, işin bu en zor kısmı, bir kere tasarlanınca, işin en kolay kısmına dönüşüyor, hayatın geri kalanını da kolaylaştırıyor.

Nedir peki bu “en zor”?

Bu hikayedeki en zor şey süreci geliştirmek.

Başlık net: Hedefler Ulaşılınca Kendini İmha Eder, Sistemler ise Ölümsüzdür. 

Kulağa çok hoş geliyor değil mi? Aslında kendi başına bir manifesto. Trading’de aylık %5 kazanacağım demek işin hedef kısmı, ancak Trading’de sana aylık %5 kazandıracak sistemi kurabilmek, süreçle alakalı. Süreci geliştirmeden, sonuca ulaşman pek mümkün değil, hedeflerin hepsi revize edilerek yeniden konur, yine ulaşamazsınız, yeniden revize gelir, yine ulaşamazsınız.

Sonsuz bir döngü.

“Günde 30 sayfa kitap okuyacağım” cümlesi, sizi sonuca götürecek bir hedef.

Ancak bu hedefi tanımlayıp, sürece ve sisteme çevirmedikçe, hiçbir kazanım elde edilemiyor.

Sistem ise şu: “her sabah 6’da kalkıp, 25 dakika kitap okuma + 5 dakika dinlenme şeklinde iki adet Pomodoro seansı yapacağım, eğer bu süreç içerisinde 30 sayfaya ulaşamazsam, akşam yatmadan önce bir çay eşliğinde geri kalan sayfaları okuyacağım”.

Yeni dünya düzeni bizim (veya egemenlerin) kendimize hedefler koyup sonuca ulaşmamızı teşvik ediyor, ancak süreci geliştirme konusunda çok ipucu vermiyor. Halbuki çok da korkulacak bir şey değil. “Sınava hazırlanmak” bir hedef, “günde yarım saat matematik çalışıp, 3 test çözeceğim, geri kalan yarım saatimde coğrafya çalışıp, iki konu bitireceğim” bir süreç. “Yıl sonuna kadar 1 tane kitap yazacağım” bir hedef, “Bu kitabı bitirmek için her hafta 10 sayfa yazı yazacağım, her ay sonunda bu yazıları birleştirip bölüm haline getireceğim” bir süreç.

Özetle, bizi hedeflediğimiz sonuca götüren şey bizi işe odaklayan bir süreç tasarlamaktan geçiyor. Hayatınızla ilgili ne hedef koyduysanız, bir de bu taraftan düşünün.Ve en büyük dileğim, belirlediğiniz hedefler, ulaştığınız sonuç ve sizi bu sonuca götüren süreç tamamen size katma değer yaratsın, müdürünüze, arkadaşlarınıza, meslektaşlarınıza veya egemenlere değil.

Beklentiler Sadece Üzer

Başlık Athena’dan. Efsane şarkıları Ben Böyleyim’de geçen, çok sevdiğim, çok net bir cümle: beklentiler sadece üzer.Bu konuyla ilgili, Twitter dünyamızın en nüktedan, en zeki karakterlerinden biri olan Vedat Milor’ün de harika bir tweeti var, hemen aşağı bırakıyorum:
%title
Bu konu ne alaka, diyeceksiniz belki. Geçenlerde Twitter’dan bir DM aldım. Beni çok seven, sayan bir takipçimden. Sağ olsun. Ancak mesajının bir kısmına da “gönderdiğiniz bültenler, sizin potansiyelinizin çok altında, çok basit, beklentimden uzak” diye eklemeyi de unutmamış. Güzel bir geri bildirim. Ancak bu geri bildirimi alıp, bülteni bir üst seviyeye taşımayacağım çünkü bülteni zaten “bir üst seviyede takılsın” diye hazırlamıyorum. 

Bu bülteni hazırlarken bir entelektüel katkı sağlamak, ezber bozmak, üst düzey içerikler üretmek hedefimde değil.

Baştan tasarladığım gibi, bu bülten o hafta okuduklarımdan, izlediklerimden, dinlediklerimden aklımda kalanlardan, kendi düşündüklerimden ve aklımdan geçenlerden ibaret. Onları sizinle paylaşmak istememden ibaret.

Çok derinlikli, mesajlı, her defasında ihya edici bir içerik üretmek değil hedefim. Beni seven, sayan takipçilerimde, Trading dışında da bir köprü kurmak istedim ve bu yolu seçtim. 

Şu ana kadar da iyi gidiyor, bana eşlik edenlerle de üretmeye devam edeceğim. Ancak lütfen: benim hakkımda beklentimiz olmasın, hayalkırıklığına uğrarsınız 🙂

Sanki Yaşıyormuşsun Gibi

%title
İngiltere tarihiyle az çok ilgiliyseniz, Viktoryen Dönem dedikleri, tarihin muhtemelen en ilginç dönemlerinden birine de aşinasınız demektir. Eğer ilk defa duyuyorsanız, mutlaka bu konuya eğilin çünkü Viktoryen Dönem, her açıdan ilginç ve hayret verici başlıklar içeriyor.

Cinselliğin neredeyse yasaklandığı, hayvanlara bile cinsel bölgeleri gözükmesin diye kıyafet giydirilen, tüm sosyal hayatın baskıcı bir şekilde kısıtlandığı ve yönetildiği, ölümün yüceltildiği bu ilginç döneme ismini Kraliçe Viktorya veriyor. 

Kendisi Britanyayı tam 64 yıl yönetiyor.

Bu dönemin en ilginç mevzularından biri, insanların kaybettikleri yakınlarının ölüleriyle fotoğraf çektirmeleri. Bu dönemde, henüz antibiyotikler bulunmadan önce çocuk ölümleri çok yüksek, normal yaşam süresi de 40 yıl civarı.

Dolayısıyla toplumda ölüm sıklığı oldukça yüksek.İnsanlar, ölümü normalleştirmek, ölüm fikriyle mücadele edebilmek ve ölülerini anabilmek için, yakınları öldükten sonra onlarla, sanki onlar canlıymışcasına resim çektiriyorlar. 

Yukarıda gördüğünüz resim de bunlardan biri.

Konuya eğer merakınız oluştuysa, Evrim Ağacı’nın şuradaki makalesi oldukça farklı “ölü fotoğrafçılığı” örnekleri içeriyor. Ayrıca, Viktoryen Dönem ile ilgili de bolca özet bilgi mevcut.

Okuduklarım

Genç Bir İşadamına – Emre Yılmaz

%title
Son okuduğum Bülbülü Öldürmek kitabından sonra aklımda okumayı düşündüğüm birkaç farklı kitap vardı. Hatta neredeyse birine başlamak üzereydim. Ancak, bir gün, eskiden babamın, şu an ise benim kullandığım ofise geldim ve masamın hemen yanında bulunan devasa kitaplığa gayriihtiyari baktım.

Bakar bakmaz, eskiden okuduğum ve çok etkilendiğim bu kitap, Emre Yılmaz’ın Genç Bir İşadamına kitabı gözüme çarptı.

Diğer tüm kitaplar bekleyebilir diye düşündüm ve bu kitaba, bilmemkaçıncı defa tekrar başlamak istedim. Son okuduğumun üzerinden yıllar geçmişti, şimdilerde daha profesyonel bir kitap okuyucusuydum.

Her okuduğum kitabın önemli bölümlerini dijital not defterime mutlaka yazıyordum.

Ancak bu kitabın önemli kısımlarının dijital not defterimde olmaması üzüntü vericiydi. Kitabı tekrar okuyarak hem hafızamı tazelerim, hem de önemli kısımları not defterime yazarım diye düşündüm, kitaba başladım.

250 sayfalık kitabın 125. sayfasındayım. Şimdiden harika alıntılar var. Bir kaçını aşağıya paylaşayım:

-İşte genç işadamı, o “kanunlar” dediğin anlı şanlı kavramlar, çok güçlü hırsızların arasındaki sözleşmelerden başka bir şey değildir.

-Bir işe girmenin maliyetini herkes bilir. Sen çıkmanın maliyetini de önceden hesapla. Yoksa sonuna kadar devam etmek mecburiyetinde kalırsın.

-“Hayır” cevapların en güzelidir. Kendini, ilk anda ve tereddütsüz bir şekilde, hatta düşünmeden “hayır” demeye alıştır. Talebin üstünde bir müddet düşündükten sonra nasıl olsa istersen evet’e çevirebilirsin. Kimse önce hayır, sonra evet’e gücenmez. Daha bile tesirli olur. Ama önce evet, sonra hayır herkesi kırar. Üstelik mızıkçı ve güvenilmez bir imaj yaratır. 

-Hayat hiç olmazsa bir konuda herkese eşit davranmıştır. Zaman. Hepimize doğarken verilen sermaye 25-30.000 gün kadardır. Genç işadamı; bu kafana dank ettiği yaşta sermayenin yarısını tüketmiş olduğunu göreceksin.

Dinlediklerim

Daft Punk – Giorgio by Moroder

https://www.youtube.com/watch?v=zhl-Cs1-sG4
Fransa’da kurulmuş ama ünü tüm dünyaya yayılmış enstrümental elektronik müzik grubu Daft Punk’tan bahsedeyim bugün size.

Açık söylemek gerekirse, en başından beri Rock – Hard Rock – Heavy Metal patikasından ilerlediğim için, kendilerini benim de çok fazla dinlemişliğim yok, ancak Random Access Memories gibi harika bir albümün de suyunu çıkarmışlığım vardır.

Bu albümden mutlaka kulak atmanız gereken bir kaç şarkıyı, Get Lucky, Instant Crush ve Giorgio by Moroder sıralayabilirim.

Ama bu bültene konu edilecek en efsanevi şarkılarından biri, yukarıda da videosunu görebileceğiniz, Giorgio by Moroder şarkısı.

İlk başta Giorgio Moroder’in bir konuşmasıyla başlayan şarkı, sonrasında harika bir müziğe, mükemmel bir ritme ve çok “catchy” bir şarkıya dönüşüyor.

Giorgio Moroder’i belki tanıyorsunuzdur. Kendisi Scarface, Flashdance, The Chase gibi efsanevi filmlerin film müziklerini yapan, “Modern Dans Müziğinin Babası” olarak tanımlanan bir müzisyen. Şarkının ilk başındaki konuşmasında kendi müzik kariyerini ve sektöre atılışını anlatıyor.

Şöyle diyor:

“15, 16 yaşındayken gitar çalmaya başladığımda, gerçekten bir müzisyen olmak istiyordum. Bu rüya o kadar büyüktü ki, yaşadığım küçük kentten ve gittiğim okuldan dolayı, bu imkansız rüyayı gerçekleştirmek için neredeyse hiç şansım olmadığını düşündüm. Okuldan sonunda kaçtığımda ve müzisyen olduğumda, “sanırım artık büyük bir müzisyen olma şansım olabilir” diye düşündüm. Tek yapmak istediğim müzik çalmaktı. Sadece müzik çalmak değil, bestelemek de istiyordum. O zamanlar, 69-70’lerde Almanya’da diskotekler vardı. Arabamı alıp diskoteklere gider yarım saate yakın şarkı söylerdim. 7-8 şarkı söyleyip, sonra arabada uyurdum. Eve gitmek istemezdim. Bu iş beni neredeyse 2 yıl geçindirdi.İlk başta 50’lerin, 60’ların ve 70’lerin soundlarıyla bir albüm yapmak istedim. Sonra, geleceğin müziğini yapma isteğim başladı. Sonra düşündüm, “Synthesizer’i biliyorum, bunun yarattığı ses geleceğin müziği, bunu neden kullanmayayım ki?” dedim. Ne yapacağımı bilmiyordum ama bir şekilde ilerlemem lazımdı. Aklımdaki müziği kaydettim. Kayıt sırasında bu kadar büyük bir sükse yapacağını tahmin etmemiştim. Benim ismim Giovanni Giorgio ama herkes beni Giorgio diye bilir.”

Çeviride bir kaç teknik kısım vardı ancak onları geçtim, anlamı değiştirmeden size aktarmaya çalıştım. Asıl şarkı, Giorgio’nun bu girizgahından sonra başlıyor. Tamamen Synthesizer ile yazılmış bir şarkı. Mutlaka dinlemenizi öneririm.

Bir Alıntı

“Yavaş başarı karakter oluşturur. Hızlı başarı ise ego.” – Anonim

Borsanın İzinden Tarafındaki Gelişmeler

Bu hafta çok aktif trade ettiğim bir haftaydı, o yüzden siteye çok zaman ayıramadım, Twitter tarafında da hep borsa paylaştım. Halbuki paylaşılacak onlarca farklı konu vardı. Hepsini haftaya attım.

İki arada bir derede, tam kucağıma gelen iyi bir yazı fırsatını değerlendirdim ve siteye aşağıdaki yazıyı yazdım. Bir takipçim, sanırım yeni bir takipçim, bir hisse yorumumdan sonra ettiği zarardan ötürü bana “sen hiçbir şey bilmiyorsun” dedi, bir kaç farklı eleştiriyi de ekleyerek.

Bu haftaki yazı konum bu oldu. Okumak için aşağıyı tıklayın:

-En İyi Trader, Hiçbir Şey Bilmeyen Traderdır
Bülten bitti. Sonraki hafta görüşmek üzere.
Print Friendly, PDF & Email
Yazılarımı Aşağıdaki Butonları Kullanarak Arkadaşlarınızla Paylaşabilirsiniz:

Yazar: Borsanın İzinden

Diğer Yazıları

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir