Aklımın Akışı – Sayı 10 – Hamster Döngüsü

Aklımın Akışı
Herkese merhaba. Ben İbrahim Babadağı. Borsanın İzinden‘in kurucusu.

Sizlere her hafta düzenli olarak göndermeyi planladığım “Aklımın Akışı” bülteninin onuncu sayısını okuyorsunuz. Umarım bu bültenle hafta sonunuza keyifli bir kaç dakika ekleyebilirim. İyi okumalar dilerim.

Bir Öneri: Bildiğiniz gibi, her hafta bültene bir de Müzik bölümü ekliyorum, eğer daha keyifli bir okuma olsun isterseniz, önce Müzik bölümünü okuyup, önerdiğim şarkıları arka planda açarak bülteni okuyabilirsiniz.

Anlatacaklarım

Hamster Döngüsü

Emre Yılmaz, geçen bu bültende de sizlere anlattığım Genç Bir İşadamına kitabında şöyle diyor:

“İnsanlara zaman ve konfor vaat eden her alet, insanların en güzel zamanlarını ve gerçek konforlarını çalmak için pazarlanır. Bütün bu hırdavattan bir kurtulabilsek, yaşamaya başlar mıyız dersin?”

Ne kadar etkili bir soru. 

Çoğu zaman, cep telefonu gibi, bilgisayar gibi, oyun konsolu gibi teknolojinin bize getirdiği nimetlerin, kendimize ve çevremize ayırdığımız güzel zamanlara saldırdığını görüyor ve ne yazık ki buna hiç müdahale etmiyoruz. 

Çünkü gizliden gizliye, hiçbir şey yapmıyor olmak, öylece uzanıp boş zaman geçirmek bizim “tembelliğimizi” besliyor. Tembelliği de çok seviyoruz. Çünkü tembellikte mücadele yok, efor yok, istek yok, çaba yok. Yok oğlu yok.

Bu teknolojinin bizim bir şeyleri değiştirebilme gücümüze saldırmasının yanında, ek olarak, hayatımızda biriktirebileceğimiz anılarımıza da saldırdığı aşikar. Akşamları belki bizim eve gelmemizi bekleyen çocuklarımızdan, bizi görüp sohbet etmek isteyen eşimizden, annemizden, babamızdan, kardeşlerimizden çalıyoruz çoğu zaman. 

10 dakika daha, 15 dakika daha, 1 saat daha derken, ya sızıyoruz, ya uyku saati geliyor da sohbeti muhabbeti 5 dakikaya sığdırıyoruz.

Daha da önemlisi ne biliyor musunuz?

Daha da önemlisi, bu teknolojik saldırı bizim kendi düşünce dünyamızı, iç dünyamızı, maneviyatımızı etkiliyor, hapsediyor, bunların gelişmesini engelliyor, serpilmesini ve yollar bulmasını engelliyor.

Bunun önüne nasıl geçilir? 

Teknolojiden tamamen muaf olmak, kendini soyutlamak, bir dağa çıkmak, keşiş olmak mı doğrusu?

Hayır. Buradaki tek doğru, teknolojinin bizi değil, bizim teknolojiyi yönetmemiz, bu kıvama gelmemiz. Bunun için çok iyi planlanmış bir hayat, yapılacaklar listesi, günlük rutinler ve her şeye ayrılmış belli saatler gerekir. Bunun için de hayatı değiştirebilecek, iyileştirebilecek bir disipline ihtiyaç var.

Ancak hamster döngüsü burada başlıyor, elimizdeki bu aletlerle bu disipline ulaşamıyor, hayatımızı değiştirecek çabayı gösteremiyor ve ilerleyemiyoruz. Çünkü elimizdeki bu aletleri, böyle bir hayatı yaratmak için değil, tembel bir hayatı beslemek için kullanıyoruz.

Yani, teknolojiyi çok yanlış yerinden tutuyoruz.

Bu hamster döngüsünden nasıl çıkacağız?

Kapitalizmin önemli gizli sloganlarından biri, Akıllı Üretim – Aptalca Tüketim.

Sistem bir grup akıllının her defasında daha güzel şeyler, daha teknolojik ürünler, daha zaman alan, daha eğlendiren, daha tembelleştiren, daha aptallaştıran oyuncaklar üretmesini istiyor ve bunun olabilmesi için her türlü fonlamayı yapıyor.

Aynı sistem, geri kalan çoğunluğun ise, APTALCA TÜKETMESİNİ istiyor. Daha iyisini alalım, aldığımızla saatlerimizi geçirelim, şu oyunu yükleyelim, TikTok’a girelim, Instagram’da milletin fake hayatlarını izleyelim, şuraya uzanalım da biraz oyun oynayalım, yataktan sabah çıkmayalım da zaman öldürelim.

Sistem bize sürekli daha güzel aletler vererek bizi sabitlemek istiyor. Bunu da beceriyor.

Bu da bir hamster döngüsü.

Soru yine aynı, bu hamster döngüsünden nasıl çıkacağız?

Cevap basit. Bizim “aptalca tüketmemiz için” bize sunulan teknolojiyi “akıllıca üretmek için” kullanacağız.

Peki nasıl? Onu da sonraki bültenlerde anlatmaya çalışayım.Şimdi bir diğer konuya geçelim.

%16’sı Yenmiş Bir Dondurmayı Satın Alır mıydınız?

Bir İnsan Kaynakları firması, yaptığı bir araştırmanın sonucunda, aynı işe, aynı pozisyona, aynı iş tanımına ait bir kadının, mevkidaşı bir erkeğe oranla %16 daha az maaş aldığını tespit etmiş. 

“Eşit İşe Eşit Maaş” farkındalığı yaratmak için bir kampanya başlatmış ve yukarıdaki şekilde afişler hazırlatmış.

Afişlerde her gün tükettiğimiz bazı yiyeceklerin, kullandığımız bazı eşyaların %16’sı kesilmiş ve “bunu bu şekilde satın alır mıydınız?” sorusu sorulmuş.

Bir soruna dikkati çekmek için olabilecek en etkili afişlerden biri olsa gerek.

İsmi lazım değil, yerli bir hızlı tüketim firmasındaki ilk satış yöneticiliği pozisyonumda, nispeten kolay, fiziki bir çaba gerektirmeyen, insan iletişimi odaklı bir satış pozisyonu için işe alım yapmam gerekiyordu. İnsan Kaynakları müdürüyle beraber süreci yürütürken, kendisinin bana sürekli erkek adayların CV’lerini gönderdiğini gördüm ve “satışta kariyer yapmak isteyen yeni mezun kadın yok mu ya hiç başvuran?” diye sordum“Var ama satış işlerinde kadınlar çok dayanıklı olmuyor, o yüzden sana göndermiyorum” demişti.

Kim bilir kaç tane başarılı kadın satış müdürünün önü bu tarz önyargılarla, alaylı dinazorlar tarafından kesildi, farkında bile olmadılar.

Bu şirketten ayrılıp, Amerikan menşeili çok büyük bir hızlı tüketim firmasında Bölge Satış Müdürü oldum. Oryantasyon-Eğitim sırasında benimle aynı anda başlayan bir başka kadın çalışanla tanıştım, o da başka bir bölgenin Satış Müdürü olarak seçilmiş.

Bize verilen İnsan Kaynakları oryantasyonunda, şirket kültürünün, “her işe bir erkek-bir kadın” şeklinde tasarlandığını, eğer satışa yönetici olarak bir erkek alıyorlarsa, bir de kadın almaya çalıştıklarını, mesela ofise basit bir iş bile olsa, bir erkek alıyorlarsa, bir de kadın almaya çalıştıklarını ve bunu son 3 yılda eksiksiz başardıklarını anlattılar.

Bir tanesi lokal bir firma ve her geçen gün pazar payı kaybediyor, küçülüyor.

Diğeri global bir marka ve her geçen gün daha da büyüyor. 

Belki tek nedeni bu yaklaşımı değil ancak en büyük nedeni, bu yaklaşımın içeride doğmasını tetikleyen şirket kültürü.

Okuduklarım

Ermiş – Halil Cibran

Halil Cibran, tanıştıktan sonra hayat değiştiren nadir insanlardan biri.

Kendisi bir filozof, bir şair, bir ressam. Birden fazla sanatla uğraşan, aynı zamanda düşünen, düşündüğünü geliştiren, yazıya döken, katma değer yaratan Lübnan asıllı çok değerli bir polimat, bir hezarfen.

Onunla ilgili yazacak çok fazla şey var, o yüzden bu bültende ondan değil, onun harika kitabı Ermiş’ten bahsedeceğim. Belki sonraki bültenlerden birinde kendisine bir köşe ayırırım.

Ermiş kitabı Halil Cibran’ın belki de en çok bilinen, en çok tanınan kitabı. 1923’te basılmış ilk olarak. Sonra bir sürü dile çevrilmiş, milyonlarca kişi tarafından okunmuş, çoklarının hayatını değiştirmiş, harika bir kitap.

Okuması kolay değil çünkü bir bütünlük yok, 26 farklı bölümden, birbiriyle ilintili, kimi zaman şiirsel, kimi zaman deneysel içerikler. Ancak o kadar önemli cümleler, o kadar güzel alıntılar var ki. Bu bültenin Kitap bölümünde, Ermiş’ten bazı alıntılar paylaşacağım sizlerle.

-“Olur da bir şeylere muhtaç duruma düşerim” korkusu, gerçekte muhtaç durumda oluşun ta kendisi değil midir zaten. Zira mallarınız, yarın onlara ihtiyacınız olur kaygısıyla sakladığınız ve koruduğunuz şeylerden başka nedir ki? Su kaynaklarınız doluyken, susuz kalırsam diye korkulara kapılmak, en giderilmeyecek susuzluk değil de nedir?

-Sizlere hayatın yaşamak için çok kötü olduğu da söylenmiştir. Ve sizler de, gerçekte ZAYIF kimselerce söylenmiş olan bu sözleri, kendi ZAYIFLIĞINIZ için de dilinize dolayıp, yinelemektesiniz. Ama unutmayın: Alın yazınızı ancak alın terinizle silebilirsiniz

-Aranızdan biri tökezler de düşerse, arkasından gelenler için düşmüş demektir. Onun ayağına takılan taş, arkasındakilere uyarı olmalıdır.

-Oysa sizler kumdan kaleler yaptıkça, okyanus sizlere gülmektedir.

-Izdırabınızın çoğu kendi tercihinizdir.

-Dostum, güneşe bak, toprağa bak, suya bak, buluta bak; fakat, arkana bakma. Kimin geldiği önemli değil, kimin gelmediği de.

Dinlediklerim

Müzik ve Müzisyen Fabrikası: Pentagram

Pentagram - Tam Kadro
Türkiye gibi aslında kültürel olarak Metal müziğin filizlenmesine çok ters bir coğrafyada, bu müzik biraz gelişmiş, biraz serpilmiş ve bir kitle yaratabilmişse, 1986’da Bursa’da Hakan Utangaç ve Cenk Ünnü’nün kurduğu efsane grup Pentagram’ın katkısı büyüktür.

Yıllar yılı bu adamlar hem Metal’in evrensel kuralları dahilinde takılıp, hem de yerel Türkiye ve Orta Doğu tınılarını bu müziğe yedirdiler ve kendi tarzlarını yarattılar. Binlerce kişiyi etkilediler, binlerce müzisyen yetiştirdiler, onlarca grup kurdurdular.

Ön yargınızı bir kenara bırakıp, bu müziği keşfetmek istiyorsanız, sizi Pentagram ile tanıştıracak en “user-friendly”, en “kulak-dostu” şarkıları seçtim ve 3 adede indirdim. Buyrun:

1- Geçmişin Yükü
2- Anatolia
3- Doğmadan Önce

Bir Alıntı

“Kişiyi başarıya götüren, belli bir yetenekle, yenilgiye rağmen sebat etme gücünün birleşimidir. Yetenek testlerinde eksik olan şey motivasyondur. Bir kişi hakkında bilmeniz gereken şey, işler çıkmaza girdiğinde onun yola devam edip etmeyeceğidir. Tahminime göre, belli bir zeka düzeyindeki kişilerin elde ettiği gerçek başarıda, salt yeteneklerinin değil, yenilgiye karşı dayanıklı olabilmelerinin de payı vardır”

Daniel Goleman’ın Duygusal Zeka kitabından alıntı.

Borsanın İzinden Tarafındaki Gelişmeler

Borsanın İzinden BLOG tarafına yeni iki yazı ekledim. İlk yazı, bizim dillere destan başlayan, devam eden ve şok edici bir şekilde (aslında beklendiği gibi) biten Bankacılık Endeksindeki ralliyle alakalıydı.

Bu ralli, tüm piyasa döngüleri gibi, daha önce de çok yaşanan, sonra da bolca yaşanacak olan bir ralli. Hikaye hiçbir zaman farklı işlemiyor, hep dalgalar halinde yürüyor. Tek mevzu, dalgaların agresifliği. Yani, impulsive mi olacak yoksa tırıs tırıs mı gidecek.

Impulsive giden dalgalar, aynı itkiyle ve şiddetle bitmeye aday, diğerleri ise genelde testereye bağlıyor. Bankacılık endeksindeki ralli de çok sert bir şekilde bitti, ardından bir sürü mağdur bıraktı.İşte bu ralliden mutlaka almanız gereken 7 dersi yazdım. Sevgili borsacılar, kaçırdıysanız aşağıdaki linkten göz atabilirsiniz.

Bankacılık Endeksi Rallisinden Alınacak 7 Ders!
Borsanın İzinden BLOG’a yüklediğim ikinci yazı ise VİOP ile ilgili. Ne yazık ki VİOP, yukarıda bankacılık endeksindeki hikayeden dolayı son zamanlarda çokça ve çok yanlışça ele alınmaya başlandı. Herkes cehennem dedi. Ancak cennet tarafı da var.Ben de bu yazıda VİOP ne zaman cennet, VİOP ne zaman cehennem onu yazmaya çalıştım. Buyrun:

VİOP Neden Cennet, VİOP Neden Cehennem?
Bülten bitti. Sonraki hafta görüşmek üzere.
Print Friendly, PDF & Email
Yazılarımı Aşağıdaki Butonları Kullanarak Arkadaşlarınızla Paylaşabilirsiniz:

Yazar: Borsanın İzinden

Diğer Yazıları

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir