Aklımın Akışı – Sayı 1 – Merhaba Dünya

%title

Aklımın Akışı
 
Merhaba,Bir hafta boyunca bahse değer ne görüyor, ne duyuyor, ne öğreniyorsam hepsini, Aklımın Akışı ismini verdiğim bu bültende sizlere ileteceğim. Ayrıca Borsanın İzinden markasıyla ilgili de tüm güncel gelişmeleri buradan haftalık olarak takip edebilirsiniz.

Bülten, büyük bir aksilik olmazsa her hafta Cumartesi günü sabahtan mail kutunuzda olacak.

Böylece hafta sonu için size iyi bir okuma sağlamaya çalışacağım.

Bu ilk bülteni deneme amaçlı ve istisnai olarak bugün, yani Salı günü gönderiyorum.

Başlayalım mı?

Anlatacaklarım

%title
Yukarıdaki görseli kimden aldığımı tam hatırlamamakla birlikte, Twitter’da yabancı bir traderdan görüp kaydettiğimden eminim. Trader’lar için önemli kuralları ve cümleleri güzelce toparlayan hoş bir görsel. Sizle de paylaşmak istedim.

Bazı önemli cümleleri:

Yüksek hacim her zaman smart money olmayabilir.

Paranı kaybedeceğine, fikrini kaybet.

Erken davranıp hataya düşmektense, geç davranıp doğru hareket etmek daha iyidir.

Trend bir defa hızını alırsa, devam etme ihtimali, dönme ihtimalinden her zaman daha yüksektir.

Gerçek bir destek ve direnç ancak kanıtlandıktan sonra bilinebilir.
%title
Bunu ilk okuduğumda etkilenmiştim, bu hafta notlarım arasında gezinirken tekrar karşıma çıktı, tekrar okumak en az ilk okumam kadar iyi hissettirdi beni. Kabaca çevirisi şöyle:

Aslında evlerde, apartmanlarda, dairelerde yaşamıyoruz. Aslında tam olarak aklımızın içinde yaşıyoruz. Aklımız bizim kalıcı ikametimiz. Burada herhangi bir metrekare kısıtlaması da yok. Sınırsız, limitsiz bir alan. Ve, sana şunu söyleyeyim, odan, balkonun, garajın, evin ne kadar temiz de olsa, ne kadar düzenli de olsa, eğer aklının içini bir düzene sokamamışsan, hiçbir anlamı yok. Ne yazık ki, en çok dağınık tuttuğumuz yer de yine aklımız. Bir köşeye pişmanlıklarımızı bırakıyoruz, halının altına sırlarımızı saklıyoruz, beklentilerimizi aklımızın dolaplarına sıkıştırıyoruz, kaygılarımız ufak kırıntılar halinde her yerde, diğerleriyle yaptığımız tüm karşılaştırmalar ve bunun doğurduğu mutsuzluklar masanın üstünde parçalara ayrılmış, komplekslerimiz bir şişeden taşıyor. Ve size kötü bir haber vereyim: aklınızın içindeki "gerçek eviniz" için bir temizlikçi de tutamıyorsunuz. Tüm işlerini kendiniz yapmanız gerekiyor.

Okuduklarım

Dale Carnegie – Söz Söyleme ve İş Başarma Sanatı

2 haftadır bu kitabı okuyorum. Yakından takip edenler bilir belki, eski işimden istifa ettikten sonra Karşıyaka Çarşı’da güzel bir sokakta, küçük bir ofis kiralamıştım. O ofiste 1 yıl kadar kaldım. Sonrasında babamdan kalma Mali Müşavirlik ofisinin boş olan arka odasına taşındım. Burada aynı zamanda abim, halam ve eniştem de var, bir nevi aile ofisi gibi oldu.

Bundan ziyadesiyle memnunum çünkü ara ara 5-10dk’lık aile çay molası veriyoruz veya beraber bir çarşı turu yapıyoruz.

İnsanın ailesinin zaman geçirebilecek kadar yakınında olması çok güzel bir duygu. Burada tek de değilim ve herkes deli gibi çalışıyor, bu da beni ayrıca motive ediyor.

Dip toplamda iyi bir karar aldığımı düşünüyorum.Her neyse, bu ofise taşındığımda babamdan kalma kitapları karıştırırken buldum bu kitabı.

Bolca ismini ve övgüsünü duyuyordum Dale Carnegie’nin. O ara tam da son okuduğum kitabı bitirmiştim, direkt buna başladım.
Dale Carnegie - Söz Söyleme ve İş Başarma Sanatı
Çevirisi harika diyemem ama göz de yormuyor. Genelde ilgili konular bilindik kilişeler çerçevesinde anlatılıyor ama yine de bildiklerimin altını çizmek, bilmediklerimi öğrenmek iyi oldu. Bu kitabı bu konuya ilgili olanlara öneririm. Aşağıya kitaptan sevdiğim 3-4 alıntı bırakıyorum:
-Ünlü psikolog William James diyor ki: “eylem, duyguyu izler gibi görünse de, gerçekte eylem ve duygu beraber gelir. İradenin doğrudan etkilediği eylemi kontrol etmekle, iradenin doğrudan etkileyemediği duyguyu da kontrol etmiş oluruz. Mesela, eğer neşemizi kaybetmişsek, onu yeniden kazanmaya giden en etkili yol, neşeliymişiz gibi davranıp konuşmaktır. Eğer bu yol işe yaramıyorsa, hiçbir şey size neşenizi tekrar kazandıramaz. O zaman, kendimizi cesur hissetmemiz için cesurmuşuz gibi davranmamız, irademinizin tümünü bu amaç için kullanmamız gerekir. Bunun sonucunda korku hissi, büyük ihtimalle yerini cesaret hissine bırakacaktır.

-Arthur Dunn diyor ki: “şimdiye kadar pek çok satışçıya ders verdim ve çoğunda gördüğüm ortak zayıflık, kendi ürünleri hakkında bilinebilecek her şeyi biliyor olmanın onlara sağlayacağı gücü hafife almalarıdır. Bir satışçının sattığı ürünü her detayına kadar bilmesi çok önemlidir. Çoğu “bütün bunları herhangi birine anlatsam ne olacak? Hem benim vaktim olmaz, hem de karşı taraf sonuna kadar dinlemez” şeklinde düşünüyorlar ancak bir satışçının sattığı ürünü tüm detayıyla bilmesi karşı taraf için değil, tam tersi kendisi için iyidir. Bu bilgileri müşterinize yararı dokunsun diye değil, kendinize yararı dokunsun diye öğreniyorsunuz. Eğer sattığınız ürüne hakimiyetiniz tamsa, bu size tarif edilmesi güç bir güven duygusu verecektir. Bunun sonucunda öyle olumlu, öyle sağlam, öyle güçlü bir zihinsel hal kazanırsınız ki, kimse size karşı koyamaz ve sizi yenemez.

-“Bilgileri düzen içinde olmadıkça, insan ne kadar çok şey biliyorsa, o kadar kafası karışır”

-Öğrenme işi ani sıçramalarla gerçekleşir. Bir şeyi ilk öğrenmeye başladığımızda, konu ne olursa olsun, hiçbir zaman dümdüz yukarı doğru bir eğriyle öğrenemeyiz. Öğrenme eğrimiz zaman zaman duraklar, yataya bağlar, hatta aşağı doğru bile yönelebilir. Buna “öğrenme eğrisindeki düzlükler” denir. Zayıf olanlar bu düzlüklerde veya düzeltmelerde pes ederler. Güçlü olanlar ısrarla öğrenmeye ve kendilerine bir şeyler katmaya devam ederler. işte bu güçlü olanlar bir sabah, bir akşam, bir an fark ederler ki, öğrenmek istedikleri konuda ani bir sıçrama gerçekleştirmişlerdir, yeni bir aşamaya geçmişlerdir. Aniden işin hünerlerini keşfetmeye başlamışlardır. 

Dinlediklerim

Son 1-2 aydır Progressive Death Metal girdabındaydım, Orphaned Land’in dinlemediğim 2-3 albümü kalmıştı, onlara daldım ama çıkmak epey zaman aldı. Çıktığımda da biraz kendimi güvenli sulara bırakmak istedim ve Alman Heavy Metal devi Accept’in 2021’de çıkardığı son albümü Too Mean to Die’a başladım. Yaklaşık 2 haftadır bu albümü dönüyorum. Albüm kapağı şöyle:
Accept - Too Mean to Die
Gördüğünüz gibi, klasik bir heavy metal albüm kapağı. Bu tarz old-school albüm kapaklarını çok seviyorum. Bana gençliğimi hatırlatıyor :)A

lbüm genel itibariyle çok sert değil, bolca melodik ve riff+solo açısından oldukça zengin. Yeni bir şey denenmemiş, heavy metal müziğin her zaman çalışan standart formülü üzerinden şekillenmiş çoğu şarkı.

Yani eğer “metal müziğe” karşı bir önyargınız varsa, bu önyargıyı yıkabilecek bir albüm.

Albümden iki şarkı paylaşayım, bir dinlemenizi öneririm.

İlki Samson and Delilah. Tamamen enstrümantal, şarkı sözü yok, harika bir altyapı üzerine güzel riffler, güzel solo. Ben çok sevdim. Hem Spotify hem Youtube linkini bırakıyorum:

Accept – Samson and Delilah (Spotify – Youtube)

Albümden önereceğim bir diğer şarkı da, albümün tek ballad’ı. (Ballad: Metal albümlerine bir iki tane serpiştirilen, albümün genel hızına oranla daha yavaş tempolu, daha akustik, daha melodik şarkılar). Bunun da hem Spotify hem Youtube linkini bırakıyorum:

Accept – The Best is Yet to Come (Spotify – Youtube)

Özellikle The Best is Yet to Come şarkısının şu sözlerini çok sevdim:

Many times I feel like screaming, bang my head against the wall.
Watch my luck run through my fingers.
Losing faith in all.
Then I close my eyes in silence, I feel the spirit that I crave.
April showers bring May flowers growing on my grave.
When it rains, I look for rainbows, when it’s dark, I see the stars.

Call me a dreamer, call me naive,
I will always say the best is yet to come.

Çoğu zaman bağıracak gibi oluyorum, kafamı duvarlara çarpacak gibi oluyorum.
Şansımın elimden kayıp gitmesini izliyorum, inancımı kaybediyorum.
Ama sonra gözlerimi kapatıp sessizce o özlemini duyduğum ruhu hissediyorum.
Nisan yağmurları, mayıs çiçeklerini getirir diye düşünüyorum.
Yağmur yağdığında gözlerim gökkuşağını arar, hava kararınca yıldızlara odaklanırım.
Bana “hayalci” de desen, bana “saf” da desen, her zaman şöyle düşünüyorum:
en iyisi henüz gerçekleşmedi.

Baştan söyleyeyim, direkt çeviri değildir, bu tarz İngilizce çevirileri içimden çıktığı gibi doğaçlama çevirmeyi çok seviyorum. Aynı Can Yücel’in Hamlet’teki “to be or not to be”‘yi, “bir ihtimal daha var, o da ölmek mi dersin?” şeklinde çevirmesi gibi.
Eğer takip etmediyseniz, buraya tıklayarak Trading Motivasyon hesabımı takip edebilirsiniz. Bu arada, o tarafa da bir kurumsal kimlik kazandırmak için logo, header ve bir kaç imaj çalışması gerekiyor. Bu konuda bana yardımcı olabilecek biri varsa Twitter’dan direkt DM atabilir.
Son
İlk bültenin acemiliğine verin, biraz bölük pörçük olmuş olabilir. Ancak halen yazacak onlarca şey var aklımda ve eğer burada durdurmazsam dünyanın en uzun bülteniyle karşılaşabilirsiniz. O yüzden, diğer paylaşımlarımı sonraki bültenlere saklayarak, sizlere bu haftalık veda ediyorum. Diğer hafta Cumartesi görüşmek üzere.Gitmeden, sizden bir ricam olacak. Bu bültene ilgi göstereceğini düşündüğünüz arkadaşlarınız, eşiniz, dostunuz varsa, onlara şu linki göndermeniz mümkün mü? Böylece çıkan ekranda bültenime abone olabilirler, daha fazla kişiye ulaşmış oluruz.Herkese iyi haftalar dilerim.
Print Friendly, PDF & Email
Yazılarımı Aşağıdaki Butonları Kullanarak Arkadaşlarınızla Paylaşabilirsiniz:

Yazar: Borsanın İzinden

Diğer Yazıları

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir